Soğuk Algınlığı

Soğuk Algınlığı

 

Soğuk algınlığı genellikle kendini sınırlayan bir hastalık olup destek tedavisi yeterlidir. Şikayetler genellikle 2-3.günlerde artar, 10-14 gün içerisinde azalarak düzelir. Daha büyük çocuklarda ise 5-7 gün içerisinde düzelir. Bu sürelerin uzaması veya bulguların ağırlaşması durumunda tekrar değerlendirmek gerekir.

Soğuk algınlığında destek tedavisi şunları içerir;

  • Yeterli sıvı alımı, ılık bitki çayı, serum fizyolojik ile burunun irigasyonu ve soğuk buhar kullanımı.
  • Öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları 6 yaşın altında önerilmez. Ayrıca 6-12 yaş arasının da bu ilaçların kullanımı açısından güvenli olmadığı bilinmelidir. Bu ilaçları faydası olmadığı gibi ciddi yan etkileri vardır.
  • Soğuk algınlığında antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Antibiyotikler ne hastalığın seyrini ne de ikincil enfeksiyon eklenmesini önlemez.
  • Topikal aromatic ajanların (mentol, ökaliptus gibi) kullanımı önerilmez.
  • Çinko, ekinezya ve vitamin C’nin yararı gösterilememiştir, rutin kullanımı önerilmez.
  • Ellerin sık yıkanması, öksürürken ağız ve burunun kapatılması yayılma riskini azaltır.

 

Kaynak: Up ToDate 2015

ÇOCUKLARDA ÖKSÜRÜK

Öksürük vücudumuzdaki havayollarını (akciğerlerimizdeki hava yolları olan bronşlar gibi) temizlemeye yardımcı olan önemli bir reflekstir. Solunumla gelebilecek yabancı şeylerden akciğerlerin korunmasına yardımcı olur. Çocukların arada bir öksürmesi normaldir. Ancak öksürük bazen hastalık veya başka durumların bulgusu olabilir.

Öksürük eğer mukus içermiyor ise “kuru”, içeriyor ise de ıslak olarak adlandırılır. Bu durumu çocuğunuzun öksürük sesinden ayırt edebilirsiniz. Hafif veya ağır düzeylerde olabilir. Ciddi öksürükler solunum güçlüğüne yol açabilir.

Çocuklarda öksürüğün en sık nedenleri;

  • Akciğer veya havayolunun enfeksiyonları (soğuk algınlığı gibi)
  • Havayollarında herhangi bir yabancı cisim varlığı
  • Astım
  • Diğer akciğer problemleri

Ne zaman doktora götürmeniz gerekir?

  • 3 aydan küçük ise
  • Solunum güçlüğü var ise
  • Eğer öksürük beslenme veya başka objelerin alımı sonrası boğulur tarzda ise
  • Öksürükle birlikte kanlı veya yeşil-sarı renkte mukus varlığı
  • Uzun zamandır herhangi bir şeyi içmeyi reddediyor ise
  • Kusmasına neden olacak derecede ağır ise
  • Öksürük 2 haftadan uzun sürmüş ise doktorunuza başvurunuz.

Test yapılması gerekir mi?

Çocuğunuzun yaşına veya bulgularına göre bazı testler gerekebilir. Bu testler:

  • Göğüs grafisi
  • Enfeksiyon tarama testleri
  • Solunum testleri (6 yaşın üzerindeki çocuklarda)
  • Bronkoskopi

Çocuğunuz öksürürken nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Eğer çocuğunuz soğuk algınlığı, krup veya diğer enfeksiyonlar nedeniyle öksürüyor ise;

  • Sıvı vermek (ılık bitki çayları gibi)
  • Nemlendirici kullanmak yararlı olabilir

Aşağıdaki yanlış uygulamalardan uzak durmanız gerekir:

  • Özellikle de 6 yaşın altındaki çocuklara öksürük veya soğuk algınlığı ilaçlarını vermeyiniz. Bunlar size yardımcı olmayacakları gibi ciddi problemlere neden olabilir.
  • 18 yaşın altındaki çocuklara aspirin vermeyiniz. Çünkü aspirin Reye sendromu olarak adlandıran hayatın sonlanmasına neden olabilecek durumlara yol açabilir.

Öksürük nasıl tedavi edilebilir?

Tedavi çocuğunuzun öksürük nedenine bağlıdır:

  • Bazı enfeksiyonların antibiyotik ile tedavisi edilmesi gerekebilir. Eğer enfeksiyon viral nedenlere bağlı ise antibiyotik kullanılmamalıdır.
  • Astıma bağlı ise tedavi gerekecektir.
  • Yabancı cisim aspirasyonu söz konusu ise bronkoskopi uygulanacaktır.

UpToDate 2013.

Krup “Croup” (Laringotrakeit)

Ana solunum yolu olan trakeanın bir grup enfeksiyonunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir. En çok 6 ay-3 yaş arası çocukları etkiler. Öksürürken çıkan ses havlama sesini andırır. Çoğunda kendiliğinden düzelir. Bazı çocuklarda ise doktorun görmesine gerek vardır.

Soğuk algınlığı gibi başlar, burun akıntısı ve dolgunluk hissi vardır. Bir iki gün sonra genellikle;

  • Öksürük başlar, havlar tarzdadır,
  • Ses kısıklığı olabilir,
  • Ateş görülür (>38oC),
  • Özellikle artan eforla beraber ıslık sesi duyulur

Şikayetler genellikle geceleri artar.

Aşağıdaki durumlarda mutlaka ambulans çağırmanız gerekecektir;

  • Morarma veya solukluk başladıysa,
  • Nefes alıp vermesi zorlaştı ise,
  • Yeterince hava alamadığı için konuşamıyor veya ağlayamıyor ise,
  • Çok endişeli görünüyor ise,
  • Çok uykulu görünüyor veya size yeterince cevap veremiyor ise hemen ambulansa haber vermeniz gerekir.

 

Aşağıdaki durumların varlığında doktorunuzu arayınız;

  • Öksürüğü geçmiyor ise,
  • Ağzından salya akıyor ve yutamıyor ise,
  • Oturma veya dinlenme sırasında bile gürültülü, ıslık çalar tarzda nefes alıyor ise,
  • Çocuğunuz 3 ayın altında ve ateşi varsa,
  • Çocuğunuz 3 ayın üzerinde ancak 3 günü geçen ateşi varsa,
  • Çocuğunuzun krup bulguları 7 günü geçti ise.

Tedavinin esası çocuğunuzun yeterli oksijen aldığından emin olmanızdır. Bunun için nemli hava veya oksijen verilmesi yanında üst hava yollarındaki şişliği azaltmak için ilaçlar gerekebilir. Nedeni viruslar olmasından dolayı muhtemelen antibiyotik başlanmayacaktır.

Bunların yanında çocuğunuzun kendini daha iyi hissetmesi için yatak odasında nemlendirici çalıştırabilirsiniz, ateşini düşürebilir, ılık bitki çayları verebilirsiniz. Baş kısmını yatarken yüksek tutmak rahatlatıcı olabilir. Solunum sıkıntısının takibi açısından aynı odada uyumanız, yanında sigara içmemeniz ve yeterli sıvı almasını sağlamanız yararlı olur.

UpToDate 2013

Grip (Influenza): Önlenmesi

Önlemenin en etkili yolu aşıdır. Bunun yanında el yıkama ve gerekli vakalrda antiviral ajanlar yardımcı olacaktır.

Aşılanan bireylerde hastalığa yakalanma şansı ve influenzaya bağlı ölüm oranı daha düşüktür.

Grip sezonu kuzey yarım kürede Kasım ve Nisan ayları arasında, Güney yarım kürede ise Mayıs ve Ekim aylarında daha sık olsa da yılın herhangi bir döneminde görülebilir.

Aşı sonrası koruyucu antikorların oluşması 2 haftayı alır. Koruyuculuk oranı %50-80 arasındadır. Aşı sonrası gribe bağlı bulgular daha hafifi ve daha kısa sürelidir.

ABD’de aşının üç formu vardır; kas içine yapılan, deri içine yapılan ve nazal sprey formu:

  • Kas içerisine yapılan formu erişkin ve 6 ayın üzerindeki çocuklar için onay almıştır,
  • İntradermal (deri içerisine) yapılan formunda iğne daha küçük, aşı miktarı daha az olup etkinliği benzerdir ve 18-64 yaş arası için onay almıştır,
  • Nazal sprey formu, sadece sağlıklı 2 yaş ve üzeri çocuklar ile sağlıklı 49 yaşına kadar olan erişkinler için onay almıştır.

Hamile kadınlar, immun sistemi zayıf bireyler veya kronik hastalığı olanlar canlı virus içermesi nedeniyle aşının nazal sprey formunu kullanmamalıdır.

Yan etkilerine bakılacak olursa; en sık yan etki aşının yapıldığı yerde ağrıdır. Ciddi yumurta alerjisi olanlar aşının nazal sprey formunu kullanmamalıdır. Aşının diğer formları yumurta alerjisi olanlarda güvenlidir. Günümüzde yumurta içerisinde üretilmeyen aşı formu (Flucelvax) mevcuttur, yumurta alerjisi olanlarda güvenle uygulanabilir. Diğer yan etkiler vücutta kırgınlık, baş ağrısı ve düşük dereceli ateş (38 0C)’dir.

Aşı 6 ay ve üzerindekilere uygulanabilir. Aşı özellikle aşağıdaki durumlarda önemlidir;

  • 50 yaş ve üzeri,
  • Kalabalık ev ortamında yaşayanlar,
  • Kronik kalp ve akciğer problemi olanlar,
  • Şeker hastalığı ve böbrek rahatsızlığı olanlar,
  • HIV enfeksiyonu olanlar,
  • 6 ay 18 yaş arasında olup uzun süre aspirin tedavisi almak durumunda olanlar (artmış Reye sendromu riski),
  • İnfluenza sezonunda hamile olacak kadınlar,

Antiviral ajanlar temas sonrası hastalığın şiddetini bazı bireylerde azaltabilir.

Enfeksiyon kontrolü açısından; Ellerin yıkanması, öksürürken ağüızın kapatılması önemlidir. El yıkamada su ve sabun yeterlidir, eğer mevcut değilse alkol bazlı el temizleyiciler kullanılabilir.

www.uptudate.com/patients

http//www.cdc.gov/flu/protect/preventing.htm

Rotavirus Aşısı Sonrası İnvajinasyon (Bağırsak Düğümlenmesi) Riski Artmamaktadır

2006-2010 yılları arasında pentavalan rotavirus aşısının (RV5), farklı yerlerde; 4-34 hafta arasındaki bebeklere uygulanım sonrası,  CDC ve aşı güvenlik bankası (VSD) tarafından bağırsak düğümlenmesi riski açısından değerlendirilmiştir. Bu risk aşı uygulandıktan 1-7 gün ve 1-30 günler arasında incelenmiştir. Çalışma periyodu süresince 786725 doz uygulanmıştır. Aynı periyotta rotavirus aşısı uygulanmayan çocuklar kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışma sonucunda; 22 vakada bağırsak düğümlenmesi saptanmış olup, 14 vaka RV5 aşı grubunda, 8 vaka ise kontrol grubundadır (RR, 0.95; %95 CI, 037-2.63). Sonuç olarak, ABD’de önerilen aşı yaş grubunda bağırsak düğümlenmesi riskinin RV5 aşısı alanlarda artmadığı görülmüştür.

JAMA, 2012;307(6):598

Annedeki Depresif Bulguların Okul Öncesi ve Okul Çağındaki Çocukların Büyümesi Üzerine Etkisi

Çalışmanın amacı, postpartum 9.aydaki maternal depresif bulguların okul öncesi ve okul çağındaki çocukların büyümesi üzerine olan etkisini değerlendirimek.

ABD’de ulusal erken çocukluk çağı doğum kohort çalışma verileri kullanılarak, postpartum 9.ayda maternal depresif bulguları ile yaşa göre boyun ≤ %10, boya göre ağırlığın ≤ %10 ve 4 ve 5 yaşlarında ağırlığın ≤ %10 olması arasındaki ilişki çok değişkenli lojistik regresyon modeli (epidemiyolojik çalışmalarda kullanılan depresyon ölçeği) kullanılarak değerlendirilmiş.

Dokuzuncu ayda, annelerin %24’ünde hafif, %17’sinde ise orta/ağır depresif bulgular rapor edilmiş. Ev halkı, anne ve çocuk ile ilişkili olabilecek faktörler ortadan kaldırıldıktan sonra bakıldığında, 9.ayda orta-ağır düzeyde depresif bulguları olan annelerin çocukları, hafif veya depresif bulguları olmayan annelerin çocukları ile karşılaştırıldığında; 4 yaşında boyun ≤ %10 olma oranı % 40 artmış (odds ratio = 1,40, % 95 CI: 1,04–1,89), bu oran 5 yaşında bakıldığında ise % 48 oranında bulunmuş (odds ratio = 1.48, % 95 CI: 1,03–2,13). Maternal depresif bulgular ile 4 veya 5 yaşında bakıldığında boya göre ağırlığın ≤ %10 ve ağırlığın ≤ %10 olması arasında bir ilişki saptanmamış.

Sonuç olarak; infant döneminde maternal depresif bulgular, erken çocukluk çağında fiziksel büyümeyi etkileyebilir. Postpartum hayatın ilk yılında maternal depresif bulguların erken saptanması ve önlenmesi okul öncesi ve okul sırasındaki yaşa göre boy uzunluğunun ≤ %10 oranında olmasını önleyebilir.

Pediatrics, Sep 2012

ABD’DE FOLİK ASİTLE FORTİFİKASYON SONRASI (1986-2008) SONRASI ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİNDEKİ EĞİLİMLER

Epidemiyolojik veriler; prenatal vitamin süplementasyonunun bazı çocukluk çağı kanserlerinin gelişim riskini azalttığı yönündedir. Bununla beraber ABD’de 1996-1998 yılları arasında tahıl ürünlerinin folik asitle zenginleştirilmesi sonrası populasyon bazlı çocukluk çağı kanser insidansı değerlendirilmemiştir. Burada ABD’de, folik asitle güçlendirme sonrası çocuk çağı kanser insidansındaki zamansal eğilim değerlendirilmiştir.

1998-2008 yılları arasında gözetim ve epidemiyolojik veriler kullanılarak, 0-4 yaş arasındaki çocuklarda, folik asitle güçlendirilme öncesi ve sonrası %95 güven aralığında kanser insidansı hesaplanmıştır.

Belirtilen yıllar arasında, 0-4 yaş arasında 8829 çocuk malignensi tanısı almıştır; 3790 tanesi sadece in utero folik asit uygulanan grupta yer alırken, 3299 tanesi postnatal dönemde de folik asit süplementasyonu yapılan gruptaydı.  Güçlendirme öncesi ve sonrası tüm kanser ve ve spesifik kanser tipleri kombine edildiğinde insidans oranları benzerdi. Wilms tümörü (WT), primitif nöroektodermal tümörler (PNETs) ve epandimomlar folik asitle güçlendirilen grupta anlamlı olarak daha düşük saptandı. “Joinpoint” regresyon modeli kullnıldığında; WT insidansının 1986-1997 yılları arasında arttığı, bunu izleyen 1997-2008 yılları arasında önmeli oranda azaldığı, 1986-1993 yılları arasında artmış PNET insidansının, 1993-2008 yılları arasında keskin bir şekilde azaldığı saptandı.

Bu sonuçlar, ABD’de tahıllı gıdaların folik asitle güçlendirilme sonrası WT ve olası PNET insidansınının azaldığını desteklerken, diğer çocukluk çağı kanserlerinde bu etkinin görülmediğini göstermektedir.

Pediatrics, 2012; 129(6):1125-1133

ÇOCUKLARIN KAN BASINCI İÇİN KOYU ÇİKOLATA“DARK CHOCOLATE (DC)”: RANDOMİZE ÇALIŞMA

Hipertansiyon olmaksızın, erişkin yaştaki kan basıncı yükseklikleri kardiyovasküler hastalıkların habercisidir ve çocukluk çağındaki kan basıncı bu sürecin belirleyicisidir. Erişkinlerde düzenli DC tüketimi kan basıncını düşürür, fakat çocuklardaki etkisi bilinmemektedir.

Çalışmanın amacı; okul temelli DC kullanımının uygulanabilirliğini değerlendirmek ve kısa dönemdeki ortalama grup kan basıncı üzerine etkisini incelemek.

Çalışmaya 194 çocuk dahil edilmiş (10-12 yaşları arasında); çalışma grubu (7 g/gün, 7 hafta DC kullanan grup, n=124) ve kontrol grubu (n=70) şeklinde randomize edilmiş.

Çalışma ve kontrol grubundaki öğrencilerin sistolik (ortalama fark 1,7 mm Hg, % 95CI −0,6 – 4,1) ve diastolik (−1.2 mm Hg, % 95 CI −3.6 – 1.3) kan, basınçları, antropoemetrik ölçümleri ve iyilik halleri benzer bulunmuş,

Sonuç olarak; okul çağındaki çocukların DC kullanımı uygun görülürken, tanımlayıcı çalışmalara, daha geniş çalışma grubuna ve endovasküler ölçümleri değerlendiren araştırmalara gereksinim vardır. Diğer taraftan daha yüksek antioksidan doz ve sürenin tanımlanması gereklidir.

Arch Dis Child, 2011

EZARYEN DOĞUM VE OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLUK YAŞ GRUBUNDA OBESİTE RİSKİ: PROSPEKTİF KOHORT ÇALIŞMA

S

Çalışmanın amacı, sezaryen doğumun çocukluk çağında obesite için risk faktörü olup olmadığını araştırmak.

Çalışma prospektif, doğum öncesi kohort çalışma olarak tasarlanmış.

Çalışmaya,1999-2002 yılları arasında erken hamilelik dönemindeki kadınlar dahil edilmiş, doğum sonrası çocukları izlenmiş. Çalışmaya 1255 çocuk dahil edilmiş ve 3 yaşında vücut kompozisyonları değerlendirilmiş.

Çalışma periyodunda 284 çocuk (%22,6) sezaryenle doğmuş. Üç yaşında sezaryenle doğan çocukların %15,7’sinde obezite saptanırken, vajinal yolla doğanlarda bu oran %7,5 olarak görülmüş. Çok değişkenli lojistik ve lineer regresyon modeli ile annenin hamilelik öncesi BMI, doğum ağırlığı gibi değişkenler ayarlandığında; sezaryenle doğum 3 yaşında daha yüksek oranda obezite (OR 2,10, %95 CI 1,36 – 3,23), daha yüksek ortalama BMI-z skoru (0.20 birim, % 95 CI 0,07 – 0,33) ve daha yüksek triseps kalınlığı ve subskapuler deri kıvrımı kalınlığı (0,94 mm, % 95 CI 0,36 – 1,51) saptanmış.

Sonuç olarak, sezaryenle doğan bebeklerde obezite riski artmış olabilir. Bu bulguların doğrulanması  ve altta yatan mekanizmanın ortaya koyulabilmesi için daha ileri araştırmalara gereksinim vardır.

Arch Dis Child,2012

ANNE SÜTÜ, İNEK SÜTÜ VEYA SOYA BAZLI FORMULA İLE BESLENEN BEBEKLERİN BİR YAŞINDAKİ GELİŞİMSEL DURUMU

Soya bazlı Formulaların normal gelişimi desteklediği rapor edilmiş olsa da, soya proteini ile ilişkili fitokimyasalların gelişim üzerine olumsuz etkilerine dair endişeler devam etmektedir. Bu çalışma hayatın ilk yılında anne sütü (BF), süt bazlı formula (MF) veya soya bazlı (SF) formula ile beslenen bebelerde gelişimsel durumu (mental, motor ve dil) değerlendirmek için planlanmıştır.

Sağlıklı bebekler (n=391) longitüdinal olarak 3, 6, 9 ve 12.aylarda, “Bayley Scales of Infant Development” ve “Preschool Language Scale-3” testleri ile değerlendirildi. Sonuçları etkileyebilecek olan sosyoekonomik durum, annenin yaşı ve IQ’u, gestasyonel yaş, doğum ağırlığı, cinsiyet, baş çevresi, ırk ve diyet öyküsü gibi değişkenler ayarlandı.

MF ve SF ile beslenenler arasında bir fark bulunmadı. BF ile beslenen bebeklerin 6 ve 12.ayda mental gelişim indeks (MDI) skorları daha yüksek bulundu (P<0.05). Altıncı aydaki psikomotor gelişim indeks (PDI) skorları BF bebeklerde SF ile beslenenlerden daha yüksek; 3 ve 6.ayda “Preschool Language Scale-3” skorları ise MF ile beslenen bebeklerden daha yüksek bulundu (P <0.05).

Sonuç olarak bakıldığında değerlendirilen tüm gelişimsel test skorları normal sınırlardaydı. MF ve SF grupları arasında fark yoktu. Formula ile beslenen bebekler ile karşılaştırıldığında BF grubunda kognitif gelişim biraz daha iyi saptandı.

Pediatrics 2012; 129(6):1134-40